Nevzat Çelik’in “itirazın iki şartı”na uyarak izliyorum Dünya Kupası’nı,çok olan taraf’a karşı hep güçsüzü tutarak. Hayatta da yapmaya çalıştığım gibi.
O yüzden, kupanın destekleyeceğim diğer garibanları arasında Yeşil Burun Adaları da vardı. Son Avrupaşampiyonu İspanyaile berabere kalıp İspanyollarışok eden takım, kaleci Vozinha’nın parasızlıktan annesine ABDvizesi alamama hikayesiyle listemin başına oturmuştu.
Akredite edilmediğimden NATOzirvesini uzaktan izleyeceğim ama Yeşil Burun Adaları maçlarını ve artık “Mare Nostrum” olan Deniz Göktaş’ın her videosunu içine düşerek izledim.
Can Yücel “En uzun koşuysa elbet Türkiye’de de Devrim, / O, onun en güzel yüz metresini koştu” deyip “Aşk olsun sana çocuk, aşk olsun!”diye ekledikten sonra, “Mare Nostrum” Roma İmparatorluğu ya da İtalyan faşizmine ait olmaktan çıktı, “Bizim Deniz” oldu.
Ben de elleri arkada kelepçeli ama gülerek giden Deniz’e “Aşk olsun sana çocuk!” dedim.
Videolarından birinde Denizkendi burnuyla da dalga geçti galiba, ama benim başlıktaki burun onunki değil, Atlas Okyanusu’nda “Yeşil” olan adalar. Ve ben tıpkı ona dediğim gibi, kalecisinden golcüsüne tüm Yeşil Burunlular’a “aşk olsun” diyorum.
Saat 22.00’de başlayan maçların ikinci devresinde uyuyakalmama karşın, onlar Messili Arjantin karşısına çıkınca gözkapaklarımı kibrit çöpüyle açık tutma pahasına izleyecektim.
İbrahim Altınsay’ın futbol bilgisiyle değilse de onun T24’te yazdıklarını hissederek izledim.Messi’nin golüyle “Eyvah, fark yiyeceğiz!” dedim. Sonra kendimden utandım!
“Dünyanın en güzel yenilgisi”demişti Altınsay. “Yenilgi evet ama… Bombalar altında yaşamaya çalışan, haksız yere cezaevlerinde tutulan, işkence gören, bağnazlıkla hayatları karartılan, umudunu patlak bir bota emanet eden, karaya çıkabilse bile itilen horlanan, en kötü koşullarda çalışmak zorunda kalan dünyanın bütün yenilenleri içinse bir umut”diye bitirdiği yazısına.
Sakin, inatçı, güçlü karşısında paniklemeyen, dayanışma ile oynayan, gollerini “örgütlü” atan ve bir kaza golüyle elenen Köpekbalıkları… Denizin biteviye sahile vuran dalgaları gibi yüklendiler Arjantin’e, her vuruşta biraz aşındırarak.
Vozinhailk maçta İspanya’ya geçit vermeyen direnişle kahramanımız olmuştu. Arjantinkarşısında uzatmada, turnuvanın en güzel gollerinden birini atarak 2-2’yi getiren Trabzonlu Sindy Lopes Cabralda ülkesinin bağımsızlık mücadelesi kahramanı Amílcar Lopes Cabral’ın adını taşıyor.
O ziraat mühendisi Lopes Cabralki, Gine-Bissau ve Yeşil Burun Adaları’nın bağımsızlığı için Portekizsömürge yönetimine karşı gerilla mücadelesi başlatmış, gerillalarını köylülere doğru tarım yöntemlerini öğretmek için de eğitmiş, köylülerin ürünlerini koloni yönetiminin verdiği fiyatın üstünde satabildiği bir trampa pazarı kurmuştu.
20 Ocak 1973’te öldürüldü. Ektiği direniş ve bağımsızlık tohumları ölümünden bir yıl sonra Gine-Bissau’da, iki yıl sonra da Yeşil Burun Adaları’nda meyve verdi: Bağımsızlık!
Adaların en büyüğünden Santiago’da Portekizdiktatörü Salazar’ın Nazilerden esinlenerek kurduğu Tarrafal Toplama Kampıda Yeşil Burun’un antifaşist direniş tarihinin simgelerindendir. Portekizlimuhalifler ve Komünist Partiönderleriyle sömürgelerdeki bağımsızlık hareketlerinin militanları oranın kavurucu güneşi altında ölümüne çalıştırılarak yok edilmeye çalışıldılar. Ama Tarrafalinsanların uzun yıllar boyunca birbirine omuz verdiği, dayanışmanın ve tarihin doğru tarafında olanların da mekânı oldu.
Oralardan gelen, profesyonel bir ulusal ligi bile olmayan ve Dünya Kupası tarihinde eleme turuna çıkan en küçük ülkenin futbolcuları, en güçlüler karşısında bile pes edilmeyebileceğini, direnilebileceğini ve onların da yenilebileceğini gösterdiler.
Elenseniz ya da elleriniz arkadan kelepçelenerek götürülseniz bile, aşk olsun size çocuklar, aşk olsun!
Kaynak: Birgün Güncel