
İngiltere Ulusal Arşivi’nden yayımlanan ve dönemin Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak’ın İngiliz Büyükelçisi ile yaptığı görüşmeyi içeren belgeyi “tarihsel bir kanıt” olarak değerlendiren Uzgel, belgenin uzun süredir bilinen ilişkileri resmiyet kazandırdığını söyledi.
“MALUMUN İLANI AMA RESMİ BELGE OLMASI ÖNEMLİ”
Uzgel, söz konusu belgenin yeni bir bilgi üretmekten çok, uzun yıllardır dile getirilen bağlantıları doğruladığını belirtti. Uzgel, “Aslında biraz malumun ilanı diyebiliriz. Çünkü aşağı yukarı bu bağlantıları biliyorduk, tahmin ediyorduk. Ama bunlar İngiliz arşivinden çıkan resmi bir belgede yer alınca işin şekli değişiyor. Artık elimizde tarihsel olarak somut bir kanıt oluyor” dedi.
Belgenin yalnızca Gün Sazak’ın İngiliz Büyükelçiliği ile görüşmesini değil, Soğuk Savaş yıllarında Türkiye’deki sağ siyaset ile Batı arasındaki ilişkinin niteliğini göstermesi açısından önemli olduğunu söyleyen Uzgel, diplomatik görüşmelerin tek başına olağan olduğunu ancak belirleyici olanın görüşmelerin içeriği olduğunu vurguladı.
“TÜRKİYE SOĞUK SAVAŞ’IN CEPHE ÜLKELERİNDEN BİRİYDİ”
Belgeyi tarihsel bağlamından koparmanın yanlış olacağını ifade eden Uzgel, Türkiye’nin Soğuk Savaş boyunca NATO açısından taşıdığı stratejik öneme dikkat çekti:
“O dönemde küresel siyasetin temel ekseni Sovyetler Birliği karşıtlığıydı. Dünyadaki hemen her gelişme, ‘Bu Sovyetler’in işine yarar mı, yaramaz mı?’ sorusuyla değerlendiriliyordu.”
Türkiye’nin NATO’nun Sovyetler Birliği’ne komşu iki ülkesinden biri olduğunu hatırlatan Uzgel, bu nedenle Batılı ülkelerin Türkiye siyasetiyle yakından ilgilendiğini söyledi.
“Türkiye NATO’nun güney kanadının en kritik ülkesiydi. Böyle bir ülkeye Batı’nın ilgisiz kalmasını zaten bekleyemezsiniz.”
MHP’NİN KURULUŞ MANTIĞI SOĞUK SAVAŞ’IN ÜRÜNÜDÜR
Uzgel, belgenin aynı zamanda MHP’nin tarihsel konumunu da anlamaya yardımcı olduğunu belirtti.
“Türkiye’de Soğuk Savaş milliyetçiliği dediğimiz olgu, kendisini anti-sol ve anti-Sovyet ekseninde tanımladı. MHP’nin kuruluş mantığı da buydu” diyen Uzgel, Batılı ülkelerin Türkiye ve Avrupa’daki siyasal süreçlere müdahalelerinin yalnızca askeri darbelerle sınırlı olmadığını söyledi.
“Türkiye gibi ülkelere müdahaleler bazen açık darbeler şeklinde oldu. Ama bazen siyasi partilerin desteklenmesi, bazen finansman sağlanması, bazen de entelektüel alanın yönlendirilmesi biçiminde gerçekleşti.”
İtalya’daki Gladio yapılanmasını örnek gösteren Uzgel, Avrupa’da da benzer operasyonların yıllar sonra belgeleriyle ortaya çıktığını belirtti.
“Sistem çok katmanlı çalışıyor. Darbeyi görüyorsunuz çünkü tanklar sokakta oluyor. Ama darbe olmadan da siyasete müdahale etmenin birçok yöntemi var.”
ANKARA’DA GÜVENLİK DEĞİL BASKI SİYASETİ UYGULANIYOR
NATO Zirvesi öncesinde Ankara’da yaşanan gözaltılar ve yasaklara ilişkin değerlendirmesinde Uzgel, bunların güvenlik önlemi olarak açıklanamayacağını söyledi.
Gazeteciler, akademisyenler, öğrenciler ve sanatçıların gözaltına alınmasının NATO liderlerinin güvenliğiyle ilişkilendirilemeyeceğini belirten Uzgel şöyle konuştu:
“Ankara’da önlem yok. NATO Zirvesi, baskı siyasetinde yeni bir aşamaya geçmek için kullanılan bir fırsata dönüştürüldü. Üniversite öğrencilerinin, akademisyenlerin, gazetecilerin ya da komedyenlerin Trump’ın veya Macron’un güvenliğiyle nasıl bir ilgisi olabilir? Hiçbir ilgisi yok.”
İktidarın burada başka bir amaç güttüğünü söyleyen Uzgel, bunun topluma verilen bir mesaj olduğunu ifade etti.
“Topluma ‘Biz istediğimizi yapabiliriz’ mesajı veriliyor. Aynı zamanda toplumun ne kadar baskıya dayanacağını ölçüyorlar.”
Uzgel, NATO Zirvesi sonrasında baskı politikalarının daha da sertleşebileceğine ilişkin kaygısını da dile getirdi. Uzgel, zirvenin uluslararası siyaset açısından olağan bir NATO toplantısı olduğunu, Türkiye’de ise iktidarın bunu iç politika malzemesi haline getirdiğini söyledi.
Uzgel, zirvenin temel gündeminin ABD’nin Avrupa güvenliğindeki rolünü yeniden tanımlaması olduğunu söyledi.
“NATO’nun en önemli konusu Amerika-Avrupa ilişkileri. Amerika Avrupa’nın güvenlik yükünü azaltmaya çalışıyor. Avrupa ise yeniden silahlanıyor. Önümüzdeki yıllarda Avrupa’da sivil sanayinin önemli bir bölümü askeri üretime kayacak. Bu çok ciddi bir dönüşüm.”
BİZE DÜŞEN DAHA FAZLA BASKI OLUYOR
Programın sonunda Batılı ülkelerin Türkiye’deki demokratik gerilemeyi ikinci plana ittiğini söyleyen Uzgel, bunun Erdoğan iktidarına hareket alanı açtığını savundu.
“Türkiye’ye biçilen rol belli. Dış politikada istenilen işleri yap, içeride de istediğini yap. Demokrasi ve hukuk ihlalleri büyük ölçüde görmezden geliniyor” diyen Uzgel, sözlerini şu değerlendirmeyle tamamladı:
“Bu pazarlığın sonunda bize düşen daha fazla biber gazı, daha fazla cop, daha düşük ücretler ve enflasyon altında ezilen bir toplum oluyor.”
Kaynak: Birgün Siyaset